Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, haftalık basın toplantısında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Venezuela’ya yönelik müdahalesi ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması hakkında değerlendirmelerde bulundu. Baş, yaşanan süreci bir “karşı devrim” olarak nitelendirerek, Amerikan emperyalizminin artık eylemlerine kılıf arama ihtiyacı bile duymadığını ifade etti. Venezuela’da yaşananların diplomatik bir kriz veya gerilim olmadığını, aksine “haydutluk” olduğunu belirten Baş, seçilmiş bir devlet başkanının başka bir ülkenin askerleri tarafından gece yarısı evinden kaçırılmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. Donald Trump’ın hukuk tanımaz bir figür olduğunu kaydeden Baş, Trump’ın geçmişindeki suç iddialarına ve Kongre baskınına dikkat çekti.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Baş, şöyle konuştu:
“Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye’de yaşanan şeyin adı bir karşı devrimdir ve tüm dünyaya egemen olan bu karşı devrimci sürecin, bu kara koalisyonun Türkiye’deki ortağıdır Recep Tayyip Erdoğan. 2026’nın ilk günlerinde Venezuela’da yaşananlar bunun en açık örneğidir. Karşı devrim dediğimiz şey, Amerikan emperyalizminin artık kılıf aramaya bile ihtiyaç duymamasıdır. Venezuela’da yaşanan şey bir diplomatik kriz değildir, bu bir gerilim değildir; bu düpedüz haydutluktur. Bir ülkenin devlet başkanı, başka bir ülkenin askerleri tarafından gece yarısı evinden kaçırılmıştır. Donald Trump’ın bu ‘çılgınlıklarının’ normalleştirilmesini kabul etmiyoruz. Bu vurdumduymazlığı, bu haydutluğu, bu kanun tanımazlığı herkes tarafından bilinen Donald Trump’ın aynı zamanda geçmişinde pek çok suç iddiası bulunan bir patron olduğunu hatırlatmak istiyorum. Emlaktan eğlenceye başkalarının hakkını çiğneyerek servet edinmiş bir hayduttan söz ediyoruz, kaybettiği seçimden sonra Kongre binasının basılmasına cevaz vermiş bir hayduttan söz ediyoruz.
Yani şimdi dünya tartışıyor, birtakım kılıflar uydurmaya çalışan unsurlar çıkıyor. Ya bu adam kaybettiği seçimden sonra gücü yetse iktidarı bırakmayacak birisi olduğunu zaten ilan etmişti, bugün de bize aynı şeyi söylüyor. Şimdi ne yapıyor? Amerikan devletinin sahip olduğu emperyalist kuvveti tüm dünyaya dehşet saçarak kullanıyor. İşte Elon Musk gibi başka bir kan emici patronla, Netanyahu ile birlikte bir iş ortaklığı kurmuşlar; adam açık açık çıkıyor diyor ki, ‘Biz oradaki petrol kaynaklarımızı yöneteceğiz’. Başka bir ülkede bulunan, kendisine ait olmayan petrol kaynaklarını gasbedip zorla el koyacak ve bunları yönetecek, bunu da çıkıyor açık açık söylüyor. Şunu bilelim; Trump’ın yaptığı şey tarihte maalesef defalarca kez örneğini gördüğümüz bir yoldur. Güce dayanıyor, silaha dayanıyor, hukuku eziyor. Arkadaşlar açık söylüyorum: Trump 21. yüzyılın Hitler’idir. Aynı zihniyet. Dünyayı kana bulayan o zihniyetin bugünkü temsilcisidir. Hitler de böyle diyordu, ‘Ben güçlüyüm, istediğimi yaparım. Güçlüysem haklıyım’ diyordu. Trump da aynısını söylüyor, ‘Ben güçlüyüm, petrol benim, o ülkeyi ben yönetirim, onu ben indiririm, itiraz ederim, ezerim’. Şunun altını özellikle çiziyorum, bu sadece Venezuela’ya verilmiş bir gözdağı değil. Bütün dünyaya bir mesaj veriyorlar. Ama bunun nasıl yıkıcı sonuçları olabileceğini düşünmediklerini sanmıyorum.
“Bir emperyalist haydutlukla karşı karşıyayız”
Eğer siz ‘Benim gücüm varsa istediğimi yaparım’ derseniz, dünyanın dört bir yanındaki Amerika’nın ortakları, Amerika’nın askerleri, Amerika’nın vatandaşları orada gücü olan başkaları tarafından başka muamelelere maruz kalır. Siz ‘Benim gücüm var istediğimi yaparım’ derseniz, sizden daha güçlü birisi gelir ve size istediğini yapar ve bu dünyada en büyük güç her zaman dünyanın ezilen halkları olmuştur. Gerekirse bunu bir kez daha Amerika Birleşik Devletleri öğrenecektir.
İşin bu kısmına dair aslında söylenecek çok fazla bir şey yok. Tartıştığımız şey, egemen bir devletin sınırlarından içeriye yabancı askerlerin girmesi ve o ülkenin seçilmiş devlet başkanını kaçırmasıdır. Yeter artık ya! Aynı şeyi İsrail Filistin’de yapmadı mı? Aynı barbarlığı, aynı vahşeti, aynı terörü orada izlemedik mi? Aynı şey Irak’ın parçalanması sırasında yaşanmadı mı? Aynı şey Suriye’de yaşanmadı mı? Ama bu sefer olan doğrudan, hiçbir meşruiyet arayışına girmeden, hiçbir uluslararası hukuk normunu tanımadan, ahlaki ve insani değerleri bir kenara bırakarak bir emperyalist haydutlukla karşı karşıyayız, nokta. Bütün dünya buna karşı en güçlü biçimde sesini çıkartmak zorunda.
“‘Dostum’ dediğin kişi başka bir ‘dostun’ tarafından kaçırılmışken ağzını aç be adam”
Peki bunlar olurken, bunlar olurken Türkiye’de ne oluyor? Yani maalesef hatırlatmam lazım; bizde yerli ve milli olduğunu iddia eden bir iktidar var, değil mi? Yeri gelince dünyaya meydan okuduğunu söyleyen bir iktidar var. Yandaşları tarafından ‘dünya lideri’ olarak lanse edilen bir Cumhurbaşkanı var, doğru mu? Ne oldu arkadaşlar? Biz dünyadaki bu emperyalist haydutluğa karşı ne dedik? Ne yapıyorlar? Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Açıkça söyleyeceğim; susuyorlar, korkuyorlar. Çok sıkışınca, muhalefet biraz bastırınca da kaçak dövüşüyorlar. Yarım saat kadar önce, bir saatten fazla Tayyip Erdoğan’ı dinledim. 65 dakika konuştu. 65 dakika konuşan Tayyip Erdoğan neler neler anlattı, muhalefeti eleştirdi bolca, kendilerinin bu ülkeyi nasıl kalkındırdığını uzun uzun anlattı. Rakamlar verdi; şunu yaptık, bunu yaptık, bunu başardık, şöyle yaptık, şöyle devam ediyoruz. Ya bakın inanamayacaksınız; 2025 yılında kaç sporcunun hangi madalyaları aldığına kadar saydı yani, her şeyi saydı. Ama bu 65 dakikalık konuşmada söylediklerinin bence hiçbir önemi yoktu. Önemli olan söylemedikleri. Yahu dünya lideri, yerli ve milli iktidar; 65 dakika konuşuyorsun, ABD kelimesi geçmiyor! Trump’ın adını anmıyor! Maduro diye birisi yok! Venezuela diye bir ülkede sanki hiçbir şey yaşanmamış!
Değerli arkadaşlar çok açık ifade edeceğim; izlerken bu kadar utandığım çok az şey olmuştur hayatta. Yani bu kadar çok konuşup bu kadar hiçbir şey söylememek, hele dünya böylesi bir emperyalist saldırıyı, haydutluğu yaşamışken, daha düne kadar ‘dostum’ dediğin kişi Amerika tarafından kaçırılmışken, üstelik başka bir ‘dostun’ tarafından kaçırılmışken… Ağzını aç be adam, ağzını aç ya! Arkadaşlar bakın, 10 sayfa konuşma. Size soruyorum; ya bugün dünyanın herhangi bir yerinde, bırakın Cumhurbaşkanını, herhangi bir siyasi kişilik basının karşısına geçip şu olaydan bahsetmeden cümle kurabilir mi ya? Hiç mi utanmadınız? O metni yazanlar hiç mi utanmadı? Arkadaşlar peki baktım daha önce ne olmuş diye, girdim Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sayfasına, bakın lütfen. Dünyada bir haydutluk yaşanıyor, bir devlet başkanı kaçırılıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin internet sayfasında konuyla ilgili tek açıklama, Tayyip Erdoğan’ın Trump’la el ele gülen yüzlü fotoğrafı, telefonla görüşmüşler. Ne demiş? Aynen okuyorum arkadaşlar: Türkiye ile ABD arasındaki ikili siyasi ilişkiler, savunma sanayi alanında iş birliği, iki ülke arasındaki ticaret hacmi hedeflerine ulaşmak için atılacak adımlar konuşulmuş, Gazze ve Venezuela başta olmak üzere bölgesel konular ele alınmış. Arkadaşlar bakın budur bu. Öyle lafa gelince anti-emperyalizm, yok yerlilik, yok millilik, yok bağımsızlık… Buyurun beyler, busunuz işte siz!”
“Hani dünya beşten büyüktü”
Özür dilerim, gerçekten öfkeleniyorum, ülkem adına üzüldüğüm için öfkeleniyorum. Bu ülkeyi böyle bir zihniyet dünyada temsil ettiği için üzülüyorum. Kendisine ‘dünya lideri’ diyor ama tek kelime etmiyor. Bu suskunluk, buradan bütün yurttaşlarımız bilsin, bu çok üzücü ama bu gerçeği herkesin bilmesi lazım: Bu suskunluk aslında bir itiraftır. Bu suskunluk aslında ‘Ben bu suçun bir parçasıyım, ben bu suçun ortağıyım’ demektir. Başka bir anlamı olabilir mi? ‘Venezuela’ dese ‘ABD’ demek zorunda kalacak, ‘ABD’ dese ‘Trump’ demek zorunda kalacak, ‘Trump’ dese aradaki dostluk ilişkisini anlatmak zorunda kalacak. O yüzden ne yapıyor? Madalyaları sayıyor. Soruyorum ya, hani dünya beşten büyüktü Tayyip Erdoğan? Öyle atıp tutuyordunuz ya. AKP’liler, bize yerlilik, millilik dersi veriyordunuz! Hani dünya beşten büyüktü? Bir Trump’ın karşısında dik duramadınız. Bu haydutluğa ‘haydutluk’ diyememek, bu alçaklığa ‘alçaklık’ diyememek, bu mu dış politika? Bu Türkiye’ye yakışıyor mu?
Sesimin ulaştığı tüm yurttaşlara soruyorum; daha düne kadar ‘dostum’ dediğimiz bir ülkenin devlet başkanı haydutça bir biçimde kaçırılıyor. Dünyanın pek çok yerinde, bu ülkenin pek çok noktasında yurttaşlar bu duruma tepki gösteriyor. Ülkeyi yönetenler muhalefet biraz bastırınca bir açıklama yaptılar. İfadeye bakın, ‘müessif hadise’. Ne demek ya? Tabii ki Tayyip Erdoğan’ın, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin zaten bugünler için bu koltuğa oturtulduğunu biliyorum. Zaten bu ülke emperyalizme tam bağımlı hale gelsin diye bu iktidarın yerleştirildiğini biliyoruz, bunlara ilişkin bir tartışmamız yok. Ama o kadar yalan söylediler ki bu konuda, o kadar Türkiye halkının ülkeye bağlılığını, bu ülkeye olan sevgisini sömürdüler ki bu iki yüzlülükleri böyle açığa çıkınca o bugüne kadar söyledikleri yalanlar nedeniyle öfkeleniyorum. Yoksa bana sorarsanız, bu zihniyet yıllarca ‘Filistin, Filistin, Filistin’ dedi. 3-5 milyon dolar kazanacağız diye İsrail Filistin’i bombalarken ticaret anlaşmasına devam etti. Bana sorarsanız, yıllarca sömürdükleri din kardeşimiz dedikleri Filistin’i satan Venezuela’yı zaten satar. Ama bu yalanlara öfke, bu iki yüzlülüğe, bu riyakarlığa öfkem; bu korkaklığa öfkem ya! Açık söylüyorum, bu korkaklığa öfkem!”
AKP’ye katılan 3 milletvekilini hatırlatan Erkan Baş, “Zaten bugüne kadar hiçbir işe yaramadılar; memlekete tek faydaları düzen siyasetinin bir ve bütün olduğunu göstermeleri olacak” dedi.