Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile gazeteci İsmail Arı’yı ziyaret etti. Ziyaretin ardından açıklama yapan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli arkadaşlar Sincan Cezaevi’nde bugün Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan’ı ve Gazeteci İsmail Arı arkadaşımızı ziyaret ettim. Öncelikle bugün Tanju Özcan’ın tutuklanmasının birinci ayı ve bugün tutukluluk incelemesi var, bu saatlerde yapılıyor. Ümit ediyoruz ki bu büyük hukuksuzluk, bu tutukluluk incelemesi sonucunda ortadan kalkar. Tanju başkan da hem ailesine hem Bolu’suna hem de görevine kavuşur. Hiç şüphesiz ki Türkiye’deki belediye başkanlarımızı hepsi görevlerinde başarılı. Ancak geçen yılki anketlerde ilinde oyunu hem seçimde en çok arttıran hem anket sonucunda memnuniyetin en yüksek olduğu illerden biri olan Bolu bu yaşananları hak etmiyor” dedi. Özel, şunları söyledi:
“BOLU’NUN EVLATLARINA BURS VERİLDİ”
“Öncelikle çok kısa olarak şunu söyleyeyim. Tanju Özcan belediye başkanı olarak kendisi, AK Partili, MHP’li ve Bolu’daki esnafları, taşımacıları temsil eden herkesin içinde olduğu bir vakıf var. Bolu’dan para toplanıyor. İş adamlarından vakfa destek olması isteniyor. Bu vakıf Bolulu yoksul öğrencileri şehir dışında, Bolu’ya şehir dışından misafir gelen yoksul öğrencileri de Bolu’da okutuyor; bunlara burs veriyor, önemli burslar veriyor. Bu vakfa yapılan bağışlar üzerinden başlatılan bir soruşturma vardı. Üç harfli üç tane şirket vardı. Gördünüz, peşi sıra hepsi ‘Biz şikayetçi değiliz, zorla vermedik, şikayet etmedik’ dediler. Bir tanesinin eski çalışanı, şirketi bağlamayan bir ifade vermişti. O konuda da şirket açıklamasını yaptı. Bu ülke Recep Tayyip Erdoğan’ın kamu müteahhitlerinden canlı yayında bağış aldığı, ‘Buraya bir imam hatip sana yakışır’ deyip sözünü aldığı, ‘Şuraya cami yap’ deyip sözünü aldığı ya da bitirme süresini kısaltıp bir maliyeti bağış olarak kabul ettiği ve bununla övündüğü süreçleri yaşadı. Üç harfliler İstanbul’da kurulmuş, Bolu’da para kazanıyor. Vergiyi İstanbul’a veriyor. Bolu’nun evladına, Bolu’nun çocuklarına burs vermiş. ‘Bundan da şikayetçi değiliz’ diye çarşaf çarşaf açıklama yapıyorlar. Daha kim, neden bahsediyor?”
“HAYSİYET CELLATLIĞI YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR”
“Durum böyle olunca… Bugün de tutukluluk bu davadan, bu kadarından. Biliyorsunuz devamında ben tabii hepsini edindim, mahkemeye de vereceğim. Bugün Tanju Bey de bu tutukluluk incelemesinden sonra avukatları üzerinden de kendisine verebilirim bunu. Bugün bu tutukluluk hali devam ettiği takdirde avukatlar üzerinden çıkınca kendisine vereceğim. Geçmişte İletişim Başkanlığı’nda göya dezenformasyondan sorumlu koordinatör olan, uyuşturucu ve fuhuştan dolayı gözaltında olan, sonra herkes tutuklanırken serbest bırakılan, şimdi gönüllü olarak güya maaşını Adalet Bakanlığı’ndan almadan Adalet Bakanlığı’nda odası olan biri var. Bütün gazeteciler biliyor adını. Bir kamu kurumunda, birinde bir odada adı yazıyorsa, resmi görevlendirme yoksa Sayıştay sorar bunu. Gelir, ‘Ne yapıyorsunuz?’ der. Belediyede, kamu kurumunda bunu yapamazsın. Bu arkadaş bu gazeteci arkadaşların Whatsapp gruplarına sürekli perde arkası haber atıyor. Tanju Özcan ile ilgili de Tanju Özcan’ın tutuklanmadan 20 gün öncesinde kendisinin şikayetçi olduğu, kendisine şantaj yapılan, eşinin de bildiği ve birlikte şikayet ettikleri gerçek dışı bir hususu, sanki ‘Tanju Özcan’ın cep telefonu ele geçirilmiş de o cep telefonunda çeşitli yazışmalar varmış da’ diye sevk eti. Bunu da sağ olsun Ak – it gazetesiyle, bazı gazeteler kısmen, ve TGRT, Akit düzeyinde bütün gece konuştular. Ortaya çıktı ki Tanju Özcan’ın cep telefonu hiç alınmamış. Ortaya çıktı ki Tanju Özcan cep telefonundaki bazı yazışmaları kanıt göstermiş, kanıt göstermek istemiş. Ama algı yaratıp, haysiyet cellatlığı yapmaya çalışıyorlar. O odadaki o kişi böyle işleri yapmayı bırakmadıkça asla ve asla bu ülkenin bir hukuk devleti olduğundan kimse bahsedemez, Adalet Bakanlığı asla bahsedemez. Adalet Bakanlığı üzerinde gizlilik olan soruşturmaların da daha geçende yaşadık, nasıl oluyor da bilgilerini yetkisiz, yetkili Torlak tarafından bütün herkese yollanıyor? Bir de böyle ‘Fikr-i takip dosyası yolluyorum…’ Gazetecilere diyor ki ‘Ben geçende size şu iftira haberi yollamıştım. O haberin fikr-i takip dosyası…’ Bütün gazetecilere hakaret. Fikr-i takibi gazeteci yapacaksa yapar, sana mı soracak? Ayrıca şu telefonları açıyorlar; ‘Efendim bu haberi yaparsanız yanımızda, yapmazsanız karşımızda konumlanırsınız.’ Böyle tehdit mi var? Bunu bütün Ankara biliyor, bütün gazeteciler biliyor. Bunu bir kez daha söylüyorum.”
“TÜRKİYE ARTIK BİR DİSTOPİK ROMANA DÖNDÜ”
“Türkiye’de; artık bir distopik romana dönmüş olan Türkiye’de her yaptığımız iş, gidip baktığınızda bir distopyayı, artık böyle bir gerçek üstülüğü barındırıyor. Tanju Özcan kurulmuş bir vakıfta, vakfa bağış toplamaktan dolayı ki sadece o bağışlarla öğrencilere burs verildiği halde içeride tutuluyor. Gazeteci arkadaşımız Sayın İsmail Arı’nın içeride tutulma sebebi… Dört tweet var. Ama ilk tweet, yani gözaltına alınma sebebi Erdoğan ailesinin dahil olduğu 20’nin üzerinde vakıfla ilgili haber yapmak. Erdoğan ailesinden her bir bireyin bir vakıfta görev yaptığını bilmiyor muyuz? Toplam 20’nin üzerinde vakıfta görevliler. Bu vakıflar Bolu’daki bütün partililer gibi değil, AK Partililerden oluşan vakıflar var. Buna kamu yararına çalışma izinleri alınıyor. ‘Bu vakıflarla ilgili haber yaptı’ diye gözaltı dosyası… Sonra bu tweet yetmez, üç tweet daha ilave ediliyor. Bunlardan bir tanesi daha tutuklamaya gerekçe olduğu düşünülen; Yunus Emre Vakfı. Şimdi buradan ilk kez açıklıyorum değerli basın mensuplarının haberleştirmesi açısından. Yunus Emre Vakfı’yla ilgili haberi İsmail Arı’dan okudum. Sonra da o haber kapsamının dışına da çıkmadan, bir kısmını da dışarıda bırakmadan… Grup toplantısında kendi yaptığımız çalışmalarla da desteklendi haber. Sorular sordum. Bunun üstüne bana dava açtılar. Dava tamamlandı. Şimdi İsmail Arı’ya da bahsettim. Avukatlarına vereceğim. Hakim diyor ki ‘Yunus Emre Vakfı, bu vakıfta atılan imzalar, alınan ihaleler, birilerine verilen ihaleler…’ Ki ihalenin olmadığı ortaya çıktı. ‘Yapılan ödemeler… Bunlar kamu yararıyla ilgilidir. Somut deliller ortaya konmuştur. Bu siyasetin konusudur. Kamuoyunun bilmek hakkıdır.’ Arkadaşlar gazetecilik de zaten bunun mesleğidir. Gazetecinin yaptığı iş de kamu adına yapılıyor. Ben o davadan beraat ettim. Ben o haberi dile getirdim. Hakim o davayla ilgili tazminata hükmetmedi. Dedi ki ‘Bu siyasetin konusudur. Kamunun bunu bilmek için çaba sarf etmeksizin bir siyasetçinin yapması gereken iştir.’”
“AB RAPORUNA GAZETECİLERİN TUTUKLULUĞU GİRECEK”
“Bunun kaynağı İsmail Arı’nın haberidir arkadaşlar. İsmail Arı’yı siz bundan nasıl burada tutuyorsunuz? O yüzden buradan bir uyarıda bulunacağım. İsmail Arı, dokuz gündür tutuklu. Yakında tutukluluğa itirazı olacak. Bakın Nacho Sanchez, Türkiye Raportörü. Nisan ayında Türkiye raporu çıkacak. Giden heyetimize iki tutuklu gazetecinin durumlarını soran… Hem Ali’nin hem İsmail’in durumlarını soruyor her giden Türk parlamentere. Durduk yerde nisan ayı raporuna Türkiye’de tutuklu olan üç gazetecinin; Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın durumları bu rapora girecek. Niye girsin? Bu raporlara göre Türkiye’de demokrasinin durumuna bakılıyor. Türkiye’ye yatırım yapılıyor, yapılmıyor. Geliniyor, gelinmiyor. Herkes o raporu okuyor. Neden bir adım daha geriye götürüyorsunuz ifade özgürlüğünü, gazetecilerin haber yapma hakkını? Bu konuyu bir kez daha dikkate sunmak isterim. Bu arada İsmail Arı’nın gözaltına alındığı sırada Tokat’ta üç ayrı yere, eşinin üç akrabasına eş zamanlı operasyon yapıldığını, ikisinin jandarma ve birinin polis tarafından yapıldığını, gittikleri evlerde bir bayram ziyaretinden henüz çıkmış ya da gelmemiş olduğu eve jandarmaların yollandığını, bu işin topu topu yatarı bile olmayan bir tane tweet ve açılan davada da yatarı bile olmayacak bir iş için, bunun büyük bir gözdağı için, bütün gazetecilere gözdağı vermek için yapıldığını dikkatlerinize sunarım. Ümit ediyorum ki buralara bir daha gazetecileri ve belediye başkanlarını ziyaret etmek üzere gelmeyiz. Bu tutukluluk incelemelerinden, bu tutukluluğa itirazlardan sonuç alınacağını ümit ediyorum.”
“BİZİMLE İLGİLİ BİR HUSUS YOK”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Etimesgut Belediyesi’nde gözaltılar hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:
“Etimesgut Belediyesi kendi açıklamasını da yaptı. Başkanımız da burada. Belediye yönetiminin şikayetiyle yürütülen bir dosya. Önceki dönemden görevde olan bir personelin iddia o ki imza taklidi ile yaptığı bir iştir. Bu belediye yönetimince de fark edilince bu konuda bir suç duyurusunda bulunulmuştur. Şikayette bulunulmuştur. O doğrultuda devam eden bir iştir. Bu konu ile ilgili bizdeki bilgiler bundan ibaret. Bizimle ilgili bir husus sonuçta yok.”
“TOPLUMUN YÜZDE 60’INA İTİRAZ EDİYOR”
Kuşadası mitingi sonrası hakkında başlatılan ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ soruşturmasını değerlendiren Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, şöyle konuştu:
“Ben, Kuşadası’nda yaptığım açıklama ile ilgili davanın Ankara’dan açılmış olmasından dolayı memnuniyet duyarım. Çünkü bu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı defalardır, başka bir şehirde olunca benim bulunduğum yer, sonuçta ikametim Manisa ama çoğunlukla Ankara’da bulunuyorum. Bilinen bir şey. Meclis burada, görev yerim burada, genel merkez burada. Ankara ya da Aydın ya da Kuşadası yetkiliyken hiç olmazsa İstanbul açmamış. Çünkü onlar İstanbul’dan açınca buradaki kıymetli başsavcılara aslında hakaret suçunu da işliyorlar, bu. Onun dışında baktım, yani ne yapsın dava açmış bize. Suçum neymiş? Erdoğan’a demişim ki; ‘Sen yıllarca Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yapmış birisin. Aday olup kazansan da kaybetsen de bu iyiydi. Ama şimdi bir darbeci olarak darbe yaparak.’ Arkadaşlar ben bu süreci 19 Mart darbesi yapılmadan beş hafta önce yaptığım grup toplantısında ‘Bir darbe mekaniği işliyor. Bu mevcut Cumhurbaşkanının kendisinden sonrakini engelleme, mevcut iktidarın kendinden sonraki iktidara darbe girişimidir’ diye tanımlamıştım. Bizim temel tezimiz bu. Bu Türkiye’de yüzde 60 oranında destek görüyor. Bu davanın siyasi olduğunu düşünenler yüzde 60. Hadi bana dava açıyorsun. Milletin yüzde 60’ıyla da mı davalık olacaksın? Bu davayı millet sandıkta çok fena görür. ikinci turda 51 küsurla seçilip de kendine her şeyi hak görene, bugün toplumun yüzde 60’ı inanmıyor bu dediğinden. ‘Bu dava siyasidir’ diyor. Yüzde 25’i ‘Hukukidir’ diyor. Yüzde 15 de ‘Kararsızım’ diyor. 4 kişiden birini ikna etmiş birisi, toplumun yüzde 60’ına itiraz ediyor. Bana bunu söylediğim için, bunun hukuki olmadığını, siyasi olduğunu, siyasi rakiplerine darbe girişimi olduğunu söylediğim için dava açıyor. Bu dava sandıkta görülür. Yüzde 60 söyleyeceğini söyler. Nasıl bu Özgür Özel yüzde 6 aldıkları, siyasete girmeden önce girdikleri son yerel seçimlerde yüzde 6 aldıkları Manisa’da son seçimde yüzde 60 aldıysa, nasıl senin bütün kalelerini teker teker kazandıysa, şimdi de gelecek sandıkta Özgür Özel gibi düşünen yüzde 60’ı görürsün. Yüzde 60’ı alırız, ondan sonrasını sen düşünürsün. Ama sakın kimse endişe etmesin, ‘Geçmişte AK Parti’ye oy verdim. Üyesiydim. Şimdi yüzde 60’la CHP gelirse ne olur?’ CHP gelirse darbeciler korksun, hak yiyenler korksun, itibar suikasti yapanlar korksun, Adalet Bakanlığı’nda yetkisiz oturup hepimize itibar suikasti haberlerini gazetecilere yollayıp akşama TGRT’ye malzeme çıkarmaya çalışanlar korksun. Gerçek gazeteciler, gerçek hukukçular ve gerçekten görevini yapan hakimler, savcılar korkmasın.”
“İÇİŞLERİ BAKANI İKİ PARTİ ARASINDA AYRIMCILIK YAPILDIĞINI ANLATMIŞ”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin ‘En çok AK Partili belediyelere soruşturma izni veriliyor, siyasi bir ayrım yok’ açıklamasını değerlendiren Özel, şunları söyledi:
“Şimdi öncelikle Sayın İçişleri Bakanı’na şunu söylemek isterim. Şu anda 17 belediye başkanım tutuklu, girdi çıktılarla 25 belediye başkanım sabahın 6’sında, gecenin 12’sinde, 3’ünde jandarma ya da polis baskınlarıyla alındılar ve tutuklandılar. 107 arkadaşım tutuklu yargılanıyor, 450’den fazla arkadaşımız yargılanıyor. Ve diyor ki ‘CHP’li belediyelerin üç katı AK Partili belediyelere soruşturma izni verdik.’ Bakın bir tanesine sabahleyin polis ve jandarma gitmediyse, işte burada haksızlık, eşitsizlik, çifte standart vardır. Biz ‘CHP’li belediyeye soruşturma izni neden veriliyor?’ demiyoruz. Gelir müfettiş, soruşturma izni ister. İncelersin, gerekli görürsen verirsin. Adil bir yargılama olur. Ağzımızı açarsak namerdiz. Bugüne kadar açmadık. Ama bugün yapılan haysiyet cellatlığı. Şimdi ‘1000 küsür AK Partili’ye verdik’ diyor, ‘200 küsür CHP’liye.’ CHP’lilerin hepsinin iki koluna iki jandarma giriyor, kamerayı kuruyorlar, yukarıdan çekiyorlar. Dünyanın en büyük suç örgütü çökertilmiş gibi itibar suikasti ile götürüyorlar. Her gün doktora götürüyorlar, getiriyorlar. AK Partililere soruşturma izni verilmiş, bunu NOW TV’nin muhabiri İçişleri Bakanı’nın kahvaltısında öğreniyor. Neden? Çünkü izin veriyor, kağıt üstünde, soru soruyor, kağıt üstünde, cevap veriyor, kağıt üzerinde. Olması gerektiği gibi yürüdüğü için. Hangisine sabahın altısında evin kapısına polisle, kamerayla, ya da hangisinin kaldığı otelin kapısına polis kamerasıyla dayandınız? Onu soruyorum size Sayın İçişleri Bakanı? Yani zaten İçişleri Bakanı adeta benim adıma kamuoyunu aydınlatmış arkadaşlar. Ben de bunu anlatıyorum. Soruşturma usulüne göre yürür, suçlu bulunan cezasını çeker. Ama sen AK Parti’de hiç bunu yapma, ‘CHP’de beşte biri kadar’ diyor İçişleri Bakanı. Suçlanan belediye başkanı veya belediyedeki mesele AK Parti’nin beşte biri kadar. AK Parti’den bir kişiye gözaltı yok, tutuklama yok. CHP’nin tamamına var. İçişleri Bakanı hani benim şahidim. Bir gün burası halk mahkemesi olsaydı, siz de bana bu soruyu sorsaydınız. ‘Lehe şahit dinletmek istiyorum, yeni İçişleri Bakanımız önceki Erzurum Valimiz gelsin anlatsın’ derdim, bunu anlatırdı. Sağ olsun Allah razı olsun İçişleri Bakanı nasıl iki parti arasında ayrımcılık yapıldığını anlatmış. Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum.”
“BİRİ ‘SUS’ DEDİ DİYE SUSULMAZ”
Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, ‘Cumhurbaşkanının talimatı var, o yüzden susuyorum, yoksa istersem Özgür Özel’le mücadele ederim’ açıklamasını şu ifadelerle değerlendirdi:
“Akın Gürlek’e gelince. Siyaset, milletin aklında bir soru varsa ‘Sus’ denince susulacak yer değildir. Birincisi bu. İkincisi Erdoğan’a soruyorum. Madem Akın Gürlek’i susturdun, turpun küçüğünü. Turpun büyüğü olarak soruyu sen cevapla. Biz ortaya sorular koyduk, ID numaraları söyledik, her biri doğru. Bakın bakanlık elinizde bütün belediyeler elinizde, herkes biliyor. Verdiğimiz tüm ID’ler doğru. Çevre Bakanlığı diyebiliyor mu ‘Hayır Özgür Özel’in söylediği bu taşınmazlarla Akın Gürlek’in hiçbir zaman ilgisi olmamıştır.’ Gidince görüyorsunuz. Almış, biz bunları yaz boyunca üzerine gitmeye başladıkça tık tık tık elden çıkartmış, satmış. Mal beyanı sadece tapudan mı ibarettir? Yoksa mal beyanında hepimizin yaptığı gibi banka hesap numaraları ve içerideki paralar da var mıdır? Mal beyanı tek kişiden mi ibarettir? Eş de var mıdır? Eşin üzerine kayıtlı olanlar var mıdır? Ben bu konuda söyleyeceklerimi söyledim ve cevabı bekliyorum. Cevap bekliyorum. Ne yaşanacak bekliyorum. Bu haftayı, gelecek haftayı bekliyorum. O yüzden biri ‘Sus’ dendi diye susulmaz. Cumhurbaşkanının görevi atadığını susturmak değil, atadığı kişiyle ilgili şüphe varsa kamuoyunun en açık ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesini talep etmektir. O yapmıyorsa, sen yapacaksın. Bu durum ‘Ha efendim Cumhurbaşkanı çok büyük sıkıntıda.’ ‘Neden sıkıntıda?’ ‘Çünkü parti içinde çok acayip itirazlar var bu işe.’ Tamam. Bir yanlış iş yaptıysan, bir geri adım atarsın. Ama atamayacak haldeysen, nasıl bir ilişkinin içindeysen onu ben bilmem.”
“SİZİN LAYIĞINIZ BU, KARİKATÜR GİBİSİNİZ”
‘Keçiören Belediye Başkanı’nın bu hafta AK Parti’ye geçeceği konuşuluyor. Nasıl değerlendirirsiniz?’ sorusunu yanıtlayan Genel Başkan Özel, şunları söyledi:
“Tencere yuvarlanır kapağını bulur. Bu millet görür. İnşallah bekliyorum Keçiören Belediye Başkanı’nı bu çarşamba günü alsın, Recep Tayyip Erdoğan layıkıyla. Ondan sonra konuşacağız. Ondan sonra. Osman Gökçek, dünya kadar laf ediyordu, Keçiören Belediye Başkanı CHP’deyken bunları söylüyordu. Ben de çağırıp soruyordum Keçiören Belediye Başkanı’nı. ‘Vallahi billahi yalan.’ Sonra WhatsApp yazışmaları çıktı ortaya. Üstlendim mi üstlendim. Sahiplendim mi sahiplendim. ‘Yalan diyordun’ dedim, ‘Sana hırsız diyenlerin partisine gidiyorsun’ dedim. ‘Sana rüşvetçi diyenlerin partisine gidiyorsun’ dedim. ‘Ben sana inandım, demek ki rüşvetçiymişsin, hırsızmışsın. Layığını bulmuşsun’ diye mesaj attım ben ona. O mesajların hepsi çıktı ortaya. Mahkeme dosyalarına da giriyor. O mesajlar var ya o söylediklerim. Bütün olayı ortaya seriyorlar. Osman Gökçek ‘Hırsız’ diyor, çağırıp soruyorum. ‘Yalan’ diyor. ‘Sana inanıyorum’ diyorum. Sonra başka partiye gittiğini görünce söylüyorum ve doğru olduğu ortaya çıkıyor. Peki bu Ankara’yı ben ‘Mansur Yavaş yönetsin’ dedim. Ankaralı öyle takdir etti. Tayyip Erdoğan kim yönetsin demişti? Turgut Altınok. Turgut Altınok ne diyor? ‘Yolsuzluklarını örtmek için parti değiştirmeye çalışıyor’ diyor Keçiören Belediye Başkanı için. Bu Turgut Altınok ortada duruyorken bu laflar ortada duruyorken ne yapacağız? Portaş dosyasını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı istedi. Şeklen. Hiçbir şey yapmadan hemen şimdi git AK Parti’ye katıl, ondan sonra AK Parti’ye katılınca hapse atılmaktan kurtul. Topuklu Efe, şimdi de burada Tosuncuk Efe. Tosuncuk versiyonu. Hadi layığını buldun. Alın göreyim. Recep Bey, al bakalım, tak rozeti. Osman da alkışlasın ‘Hayvanlar Yarışıyor’un en önünde oturanlar gibi, şakşak şak şak alkışlıyor. Alkışlasın orada. Mutlaka davet edin, grup toplantısına mutlaka davet edin, Turgut Altınok’la Osman Gökçek yan yana otursunlar. Aralarına da Tosuncuk’u koyun. Tosuncuk oradan çıkıp gitsin böyle övmeye Tayyip Erdoğan’ı. Böyle ikisi kolundan tutsun tutsun tutsun, bir bıraksınlar. Tosuncuk böyle koşa koşa kürsüye doğru gitsin. En layığınız bu sizin. Sen de gelince kafadan seversin, böyle enseden. ‘Aferin oğlum. Orada çaldın, buraya kaçtın, kurtuldun. Aferin oğlum.’ Topuklayan Efe’yi de çağırın, topuklasın gelsin Aydın’dan. O da alkışlasın çılgınca. Bu sizinle layığınız bu. Karikatür gibisiniz. Distopik romana çevirdiniz memleketi, distopik roman. Yaşananlara, yaşadıklarımıza ben inanamıyorum.”
“SORULARA CEVAP BEKLİYORUZ, TOSUNCUK ŞOV’U BEKLİYORUZ”
“İçişleri Bakanı’na bir lafım daha var. Onu unuttum. Sayın İçişleri Bakanı madem bu kadar samimi bu işleri ifşa etmiş. Kendisine soruyorum. İçişleri Bakanlığı’na savcılıkça gizlilikle yürütülen bir soruşturmada, ki gizlilikle yürütülmese de fark etmez. İçişleri Bakanlığı’na bağlı polisler Ankara Emniyeti bize diyor ki ‘Biz yapmadık, haberimiz bile yoktu. İstanbul’dan geldiler, bize güvenmediler.! İstanbul’dan istihbarat almışlar otelde olduğuna dair, otelin kapısını çalıp o videoları çekmişler. O videoları, İçişleri Bakanı’na soruyorum, 1,5 saat içinde yandaş basına servis edildi. O videoları çeken polis, o videoyu gitti birine emanet etti. Ya da kendi yaptı. Ya da emanet ettiği yerde yaptı. Bunlar hakkında soruşturma açtınız mı? O kişilere sorun bakalım, bunu Sabah gazetesine ulaştırma talimatı kimden? Ya da onlar savcılığa mı verdiler? O zaman savcıya sorun bakalım bunu kim verdi buraya? Video kaçta çekildi, kaçta İstanbul’a aktarıldı, Sabah gazetesinin eline geçene kadarki sürede video kimin emanetindeydi? Öyle haysiyet cellatlığı yapmak kolay. O yüzden bu soruların hepsine teker teker cevap bekliyoruz, çarşamba günü Tosuncuk Şov’u hep beraber izleyeceğiz. Hep beraber bekliyoruz. Haydi bakalım alsınlar onu. Ondan sonra konuşacağız devamını.”
“BUNLARI SİLİP, SÜPÜRECEĞİZ”
Genel Başkan Özel, İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun bilirkişi davasındaki savunmasına açılan soruşturma hakkında ise “Meselenin kendisi şu; Ekrem İmamoğlu hakkında açılan bütün davalarda Ekrem İmamoğlu kendini yargılayanları yargılayacak kadar haklı bir zemindedir. Yapılan bütün iş ve işlemler tamamen bir siyasetçiyi siyaset yasağı olsun diye cezalandırmak… Şimdi dikkat ediyorsunuz ufak ufak suçlardan açıyorlar. ‘Cezayı verelim, istinafta onaylayalım, aday olamasın.’ Neden korkuyorlar? ‘Efendim diploma istinaftan döner, Danıştay’dan döner. Bu mahkemenin kesinleşmesi seçime kadar yetmez. Aday olursa bizi siler süpürür’ diye korkuyorlar. O yüzden bu minik minik davalar açılıyor. Bunu da o sebepten açmışlardır. Ekrem İmamoğlu aday olduğu noktada bunları silecek süpürecek. Ekrem İmamoğlu aday olamadığı noktada aday olan kim olursa olsun bunları silecek süpürecek. Bakın şu kadarını söylüyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı yüzde 60’ın altında oy alırsa seçim sonucunu başarısızlık sayacağım, iktidara gelsek bile. O kadar söylüyorum” dedi.