Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde 76 kişinin yaşamını yitirdiği Ebrar Sitesi K Blok dava dosyasına, yeni bir bilirkişi raporu eklendi. Konya Teknik Üniversitesi’nden yedi akademisyen tarafından hazırlanan raporda; belediyenin yapı ve proje kontrol birimlerinin yanı sıra, bölgenin gerekli zemin araştırmaları gerçekleştirilmeden ve tedbir alınmadan imara açılmasından sorumlu olan birimlerin de “asli kusurlu” olduğu tespit edildi. Toplamda 18 blokun yıkıldığı ve bin 480 kişinin hayatını kaybettiği Ebrar Sitesi’nde, her bloğa ilişkin yargılama süreçleri ayrı dosyalar üzerinden yürütülüyor.
ZEMİN ETÜDÜ VE YAPI DENETİMİNDEKİ EKSİKLİKLER
76 kişinin hayatını kaybettiği K Blok’un yıkılmasıyla ilgili olarak, sitenin kurucusu Tevfik Tepebaşı’nın da dahil olduğu yedi sanık ile binanın yapıldığı dönemde görev alan Kahramanmaraş Belediyesi İmar İşleri Müdürü Fahri Yiğitoğlu ve İmar İşleri Müdür Yardımcısı Hacı Mehmet Güner’in de aralarında bulunduğu dokuz kişi hakkında dava açıldı. “Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçlamasıyla açılan iki dosyanın birleştirilmesine karar verildiği bildirildi. Bilirkişi raporunda, müteahhidin “asli kusurlu”, statik proje müellifi ile fenni mesullerin “tali ve tali/asli kusurlu” olduğu saptandı. Ayrıca belediyenin ilgili birimleri ile zemin araştırması yapmadan imar izni veren birimlerin “asli kusurlu” olduğu kaydedildi.
Raporun sonuç bölümünde şu ifadeler yer aldı: “Soruşturma dosyası üzerinden yapılan inceleme, değerlendirme ve elde edilen bulgular neticesinde, söz konusu binanın, ilk ruhsat ve statik proje tarihlerinde yürürlükte olan (ABYYHY-1998) yönetmelik esaslarına büyük oranda uyularak projelendirildiği, ancak ilgili tarihte zorunlu olan zemin etüdünün yapılmadığı, yapıda özellikle bodrum, zemin ve asma katta yapılan mimari tadilatlar için yeni bir betonarme projenin yapılmadığı ancak bu şekilde binaya yenileme ruhsatı verildiği, yapının son mimari projesine göre betonarme proje olmaksızın nasıl ve ne şartlarda imal edildiğinin bilinmediği, mevcut betonarme projede bölge için kabul edilmesi gereken zemin emniyet gerilmesinin aşıldığı, ancak taşıyıcı sistem elemanlarının önemli kısmında kesit ve donatı yetersizliği bulunmadığı tespit edilmiştir. Bununla beraber kısıtlı saha gözlemleri sonuçlarına göre etriye kancalarının olmaması gibi verilerin yapının imalatı sırasında gerekli mühendislik hizmeti almadığının da ayrı bir göstergesidir.”
Bölgenin imar açısından yerleşime uygun olmayan alan olarak değerlendirilebileceği vurgulanan raporda, yerleşimin sağlanabilmesi için zeminle ilgili kapsamlı ve özel çalışmaların yapılması gerektiği ifade edildi. Ayrıca temel altı zemin ortamında mutlaka zemin iyileştirme çalışmalarının yürütülmesi gerektiği kanaatine ulaşıldığı belirtildi. Yapılan incelemelerde, deprem sarsıntısının oluşturduğu yükün, yapının tasarım aşamasında geçerli olan yönetmelik koşullarını geçmediği de raporlandı.
Ebrar Sitesi’nde yakınlarını kaybeden Fatma Irmak, sürece ilişkin ayrıca şunları söyledi, ifade etti, kaydetti: “Biz Ebrar Sitesi’nde 1480 canımızı kaybettik. Bu nedenle 6 Şubat’ta yıkılan yalnızca binalar değildi; 1480 canımızla birlikte, yıllardır göz göre göre kurulan bir ihmaller düzeni de çöktü. Ebrar Sitesi, bu yönüyle tek bir alanda yaşanmış en büyük sivil kayıplardan birinin adresi haline geldi. Ve bugün dosyamız şunu açıkça söylüyor, yaşanan şey beklenmeyen bir yıkım değil, izin verilen bir yıkımdır. Bilirkişi raporları bu gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Rapora göre; müteahhit, fenni mesuller, statik proje müellifi, belediyenin yapı ve proje kontrol birimleri ile gerekli zemin araştırmaları yapılmadan bölgeyi imara açan idari birimler kusurludur. Dahası, bu kusurlar asli kusur olarak tespit edilmiştir. Ancak sorumluluk zinciri bununla da sınırlı değildir. Binalar tamamlandıktan sonra, Ebrar Sitesi’ndeki tüm bloklar projeye aykırı şekilde asma katlı dükkânlara dönüştürülmüştür. Taşıyıcı sistemi doğrudan etkileyen bu tadilatlar yapılmış, yapı statiği bozulmuş ve binalara ilave yük bindirilmiştir. Asıl soru şudur: Bu kadar açık bir proje aykırılığı nasıl mümkün olmuştur? Bu tadilatlara belediye nasıl onay vermiştir? Projeye aykırı asma katlar varken bu yapılar nasıl kullanılmaya devam etmiştir? Bugün çok iyi biliyoruz ki, böyle bir dönüşüm yalnızca müteahhit ya da işletmecilerin kararıyla gerçekleşemez. Bu, denetimle engellenmesi gerekirken görmezden gelinen bir süreçtir. Yani burada yalnızca yapı hatası değil, ölmemize izin veren idari imzalar vardır. Üstelik bugün aynı bölgede, zemin iyileştirmesi yapılarak, yatay mimariyle ‘güvenli’ binalar yükselmektedir. Bilim bugün varsa, neden biz öldürülmeden önce yoktu? Bizim, ailemize ve burada yitirdiğimiz her cana dair bir adalet sözümüz var. Tüm bu tablo, yaşananların yalnızca bir ihmal olmadığını; sonucu öngörmeye rağmen hareketsiz kalındığını göstermektedir. Zemin biliniyordu, risk biliniyordu, projeye aykırılıklar biliniyordu. Buna rağmen imzalar atıldı, yapılar kullanılmaya devam etti, insanlar o binalara yerleştirildi. Dolayısıyla atılan bu imzalar, 1480 canımızın ölüm ihtimalini göze alarak atılmış imzalardı. Bu nedenle yaşananları basit bir taksir meselesi olarak görmek mümkün değildir. Burada sonucu öngörüp kabullenen bir irade vardır. Bu da hukuken ‘olası kast’ değerlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yüzden bugün hala dosyanın ‘bilinçli taksir’ sınırında tutulmasını kabul etmiyoruz. Çünkü bu yaklaşım, sorumluluğu daraltmakta; gerçeği değil, adaletsiz olanı tercih etmektedir. Bizim, ailemize ve burada yitirdiğimiz her cana dair bir adalet sözümüz var. Ve aynı zamanda bu mahkemelerin, 1480 cana karşı ödenmemiş bir adalet borcu bulunmaktadır. İşte tam da bu nedenle, 26 Ocak’ta Kahramanmaraş Adliyesi’nde saat 14.10’da Ebrar Sitesi K Blok davasında kritik bir duruşma görülecektir. Bu duruşma yalnız bizim değil, hukukun kendisinin sınandığı bir duruşmadır. Bu nedenle herkesi yanımızda olmaya çağırıyoruz. Çünkü 1480 can bir rakam değildir. Ve biz, adalet için orada olacağız. Biz aileler olarak unutmuyoruz, affetmiyoruz.”