Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyeleri, Suriye’de devam eden askeri operasyonlar ve sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıları protesto etmek amacıyla Ankara’da bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. İnisiyatif tarafından yapılan açıklamada, özellikle Halep şehrinin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yoğunlaşan bombardımanlar ile kadınlara yönelik fiziksel şiddet saldırılarına tepki gösterildi.
Açıklamada, HTŞ’nin Halep’te söz konusu mahallelere yönelik bombardımanlar düzenlediği, sivil halkın yerinden edildiği ve farklı etnik ile inanç gruplarına yönelik ağır hak ihlallerinin sürdüğü başta Kürtler başta olmak üzere Süryaniler, Araplar ve diğer halkların hedef alındığı, bu durumun savaş suçu niteliği taşıdığı kaydedildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Buradan Suriye’deki Alevi ve Dürzi katliamına karşı ses çıkarmış, direnen Alevi ve Dürzi kadınların yanında olduğumuzu söylemiştik. Bugün yine aynı yerdeyiz. Çünkü Suriye’de katliamlar durmuyor. Adına Şara yönetim denilen HTŞ, Türkiye’den ve emperyalist güçlerden aldığı meşruiyet ve icazetle Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini günlerce bombalayarak, halka ağır silahlarla saldırarak, insanları yerinden ederek, göçe zorlayarak, nüfusu yeniden dizayn etmeye çalışarak; başta Kürtler olmak üzere bu mahallelerde yaşayan Süryani, Arap ve diğer tüm halklara karşı savaş suçu işlemeye devam etti. Bu mahallelerin seçilmiş halk meclisleri ise sivil halka ve kendilerini yönetme hakkına karşı yapılan bu saldırılar karşısında direnme kararı aldı. HTŞ bu direnişe karşılık insanlara ağır işkenceler uyguladı ve bu işkence görüntülerini medyaya servis etti. Özellikle direnişçi kadınları binalardan attıkları görüntüleri servis etmeleri, kadınları birinci hedef olarak gördüklerini açıkça gösteriyordu.
Bugün kadın hakları ve demokrasinin beşiği olduklarını iddia eden Avrupa ülkelerinin liderlerinin, resmi ziyaretlerle bu katliama ilişkin hiçbir açıklama yapmadan meşruiyetini güçlendirdikleri HTŞ’nin Suriye’deki farklı etnik ve inanç grupları için ama özellikle kadınlar için ne anlama geldiğini biz kadınlar çok iyi biliyoruz. Bunu, bugün adı HTŞ olan IŞİD’in yıllar boyunca Ezidi kadınları köle pazarlarına sattığına şahit olduğumuz için biliyoruz. 10 yıl önce LGBTİ+’ları binaların tepelerinden atan IŞİD ile bugün direnişçi Kürt kadınlarını binalardan atan takım elbiseli HTŞ; kadınları kaçıran, satan, kadınlara yaşam hakkı tanımayan, tecavüz eden, öldüren bu cihatçı çetelerin her türlü özgürlük ve eşitlik girişimini yok etme çabası tesadüf değil. Cihatçı HTŞ çeteleri eliyle Halep’teki Süryani ve Kürt mahallelerindeki halklara ve kadınlara uygulanan bu şiddet, bu katliam; Rojava’ya yönelik saldırı, açıkça Türkiye’deki barış sürecini baskı altına almanın ve teslimiyeti dayatmanın bir manifestosudur.
“Yaşananlara karşı sessiz kalmıyoruz”
Bu saldırılar, yıllardır hem Türkiye’de hem de Kürtlerin yaşadığı farklı coğrafyalarda süren Kürtleri yerinden etme, zorla göç ettirme politikalarının bir devamıdır. HTŞ çetelerinin kadınlara yönelik savaş suçlarının Ortadoğu’da ve bizzat Türkiye’de barış ve özgürlükler için mücadele eden tüm kadınlara, hepimize cihatçı, militarist erkek şiddetinin bir tehdidi olduğunun da farkındayız. Yaşananlara karşı sessiz kalmıyoruz. Rojava’ya yönelik saldırıları kabul etmiyoruz. Kalıcı bir barışın inşa edilmesi talebimizi tekrarlıyoruz. Bunun içinse kararnamelere değil; Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve Hristiyanların, kısacası ‘makbul’ kimlik dışında kalan tüm halkların haklarının ve özgürlüklerinin demokratik bir anayasa ile güvence altına alınmasına ihtiyaç var. Suriye’de halkların, kadınların eşitlik ve barış içinde yaşayabilmesi ise emperyalistlerin müdahalesiyle değil; halkların kendi talepleri ve iradeleri doğrultusunda kendilerini yönetebileceği bir demokrasinin oluşmasıyla mümkün olabilir.
“Barışı savunmak suç değildir”
Rojava’daki saldırıya karşı yükselen barış taleplerinin ise Türkiye’de de giderek baskı altına alındığını görüyoruz. Halep için yapılan basın açıklamaları ve barışçıl eylemler sonrasında yaşanan gözaltılar ve sonrasında gerçekleşen ev baskınları ile tutuklamalar, ifade özgürlüğüne ve demokratik haklara yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor. Barışı savunmak suç değildir. Buna rağmen barış talebinin kriminalize edilmesi, Türkiye’de yürütülmesi gereken barış sürecini de doğrudan etkiliyor ve barışın toplumsallaşmasını engelliyor. Bizler Türkiye’de Kürt sorununda demokratik ve siyasi bir çözüm temelinde barışı inşa etmek, kadınların barışa ilişkin politikalarını hayata geçirmek için örgütlenen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak şunu söylüyoruz: HTŞ’nin ‘makbul’ saymadığı her etnik ve inanç grubunu katletmeye çalıştıkça; kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelelerine saldırdıkça ne kimse güvende olabilir ne de demokratik bir barış gerçekleşebilir. Biz kadınlar Kürtlere, Alevilere, Süryanilere ve Dürzilere yapılan katliamların durması için sesimizi yükseltiyoruz. Rojava’ya yönelik saldırıların durması için sesimizi yükseltiyoruz. Direnen kadınların yanında durarak ortak mücadelemizi büyütüyoruz.”