Berlinale’de Altın Ayı ödülüne layık görülen İlker Çatak’ın yönettiği “Sarı Zarflar”, Türkiye’de vizyona girdi. Başrollerinde Özgü Namal ve Tansu Biçer’in yer aldığı film, açığa alınan bir akademisyen ile bir tiyatrocunun hayatı üzerinden günümüz Türkiye’sinde akademi, sanat ve birey arasındaki gerilimi odağına alıyor.
Filmin yönetmeni ve senaristi İlker Çatak, senarist Ayda Meryem Çatak ve senarist-yapımcı Enis Köstepen, İstanbul Modern’de gazetecilerle bir araya gelerek filme dair soruları yanıtladı ve filmin çıkışında etkili olan akademik ile toplumsal süreçleri anlattı. Söyleşide, filmin yalnızca bireysel bir hikâye anlatmadığı; sistematik baskı, yalnızlaşma, ekonomik sıkışmışlık ve kırılgan direniş üzerine kurulduğu vurgulandı.
ARAŞTIRMA SÜRECİ GENİŞ BİR TANIKLIĞA DAYANIYOR
Anka Haber Ajansı’nın sorusu üzerine yönetmen İlker Çatak, filmin hazırlık sürecinin yoğun bir araştırma dönemine dayandığını anlattı. Çatak, benzer süreçlerden geçmiş insanlarla temas kurmadan ilerlemenin mümkün olmadığını belirterek hem akademi hem de sanat alanından çok sayıda kişiyle görüştüklerini ifade etti.
Ankara’da Süreyya Karaca, Berlin’de Fırat Erdoğmuş ve Hilal Alkan gibi isimlerle bir araya geldiklerini; filmde de yer alan Kemal Kocatürk’ün yanı sıra farklı çevrelerden birçok kişiyle uzun görüşmeler yaptıklarını aktaran Çatak, yalnızca tanıklıklara değil yazılı kaynaklara da başvurduklarını söyledi. Senaryo belirli bir aşamaya geldikten sonra metni Barış Akademisyenlerine okuttuklarını ve süreci bu tanıklıklarla derinleştirdiklerini dile getirdi.
İLK İLHAM KAYNAKLARINDAN BİRİ BARIŞ AKADEMİSYENLERİ
Senarist ve yapımcı Enis Köstepen, filmin doğrudan bir “Barış Akademisyenleri filmi” olarak kurulmadığını ancak çıkış noktasının bu süreç olduğunu ifade etti. Köstepen, “İlk ilham kaynaklarından biri Barış Akademisyenleri’nin yaşadıklarıydı. Ama bunu birebir yeniden kurmak değil, daha soyut bir zeminde anlatmak istedik” diye konuştu.
Çatak da bu tercihin bilinçli olduğunu vurgulayarak hikâyeyi yalnızca Türkiye’ye ait bir örnek gibi sunmak istemediklerini söyledi. “Batı’nın, başka ülkelere parmak göstererek kendini aklama konforunu bozmak istedik” diyen Çatak, filmin farklı coğrafyalarda da karşılığı olan bir baskı rejimini düşündürdüğünü belirtti.
ÖZGÜ NAMAL VE TANSU BİÇER’LE KİMYA BELİRLEYİCİ OLDU
Oyuncu seçim sürecine değinen İlker Çatak, Tansu Biçer’i sahnede izledikten sonra Aziz karakteri için kararının hızla kesinleştiğini anlattı. Özgü Namal için ise yıllar önce Ferhan Şensoy’un sahnesinde izlediği anın hafızasında güçlü bir iz bıraktığını belirten Çatak, senaryo sürecinde Derya karakterini yazarken de bu etkinin belirleyici olduğunu ifade etti.
Ayda Meryem Çatak ise Derya’yı yazarken zihninde hep Namal’ın var olduğunu söyleyerek, “Çıtı pıtı gibi görünen ama aslında çok güçlü bir enerjisi olan bir karakter düşündük” dedi.
BENİM GÖREVİM UMUT DAĞITMAK DEĞİL
Çatak, filmin umut vermek zorunda olup olmadığı yönündeki soruya “Benim görevim umut dağıtmak değil. Gördüğüm şeyi tarif etmek ve bunun seyircide farklı sorgulamalara yol açmasını ummak” yanıtını verdi. Yönetmen, sinemayı hazır cevaplar sunan bir alan değil tartışma açan bir zemin olarak gördüğünü söyledi.