1. Haberler
  2. Genel
  3. Bakırhan’dan Bahçeli’nin İmralı çağrısına destek

Bakırhan’dan Bahçeli’nin İmralı çağrısına destek

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, MHP Lideri Bahçeli’nin İmralı vurgusunu destekleyerek, komisyonun derhal harekete geçmesini istedi.

 

EGEPRESS – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İmralı’ya yönelik açıklamalarını destekledi. Bakırhan, TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Bahçeli’nin “Üç maymunu oynamaktan vazgeçelim” çağrısını son derece isabetli bulduğunu belirtti.

 

Bakırhan, “Komisyon gitmiyorsa ben giderim demesi tarihi bir sorumluluk alma cesaretini göstermektir. Sayın Bahçeli’nin süreci zamana yayan ve erteleyen tutumlara karşı bu çıkışının gereği bir an önce yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi. Sözlerine eski Cizre Belediye Eş Başkanı Berivan Kutlu’yu anarak başlayan Bakırhan, “Çok değerli bir arkadaşımızdı. Belki tanırsınız ama tanımayanlar için Berivan bu partide büyüyen bir arkadaşımızdı. 15 yaşından beri neredeyse partimizin bütün kademelerinde yer almıştı. Belediye Eş Başkanlığımızı yaptı, ilçe eş başkanlığımızı yaptı, il belediye eş başkan adayımız oldu. Bunu o yaşına rağmen birçok görevde yer aldı. Erken kaybettik. Saygıyla minnetle anıyorum” diye konuştu.

“SURİYE YÖNETİMİ SEZAR YAPTIRIMLARININ KALDIRILMASI FIRSATINI KİMİN İÇİN KULLANACAK?”

Bakırhan, Suriye Geçici Hükümet Başkanı Ahmet El Şara’nın ABD’de ziyaretinin bu haftanın önemli gelişmelerinden biri olduğuna değinerek “O ziyaret sonrasında Sezar yaptırımlarını kaldırılması gündeme geldi. Çok ilginç bir şey oldu. Daha düne kadar Suriye rejimi karşısında mücadele eden işte hakkını hukukunu arayanlar da bu Sezar yaptırımlarının kaldırılması sonrasında memnuniyetlerini dile getirdiler. Bu aslında çok önemlidir. Mevcut yönetimin başta Kürtler olmak üzere bu yaptırımların kaldırılması konusundaki Suriye hakları ve inançlarının ortaya koymuş olduğu bu tabloyu doğru ve iyi okuması gerekiyor. Bu aynı zamanda Suriye için bir fırsat penceresi de aramıyor ama kritik bir soru var. Suriye yönetimi bu fırsatı kimin için kullanacak? Nasıl kullanacak” diye sordu.

Türkiye’ye Suriye konusunda çok önemli bir rol düştüğünü yineleyen Bakırhan, “Türkiye bu süreçte yapıcı bir rol oynayabilir. Bunun biz farkındayız. Suriye halklarının kardeşliğini destekleyebilir ayrım yapmadan. Demokratik dönüşümü konusunda Suriye’de Türkiye yardımcı olabilir, destekleyici bir rol oynayabilir” dedi.

“TÜRKİYE’DE HUKUKUN POSASI ÇIKARILDIKÇA KİMSE KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMİYOR”

Bakırhan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Yargı, gerçeği değil daha çok iktidarın ihtiyaçlarını esas alan bir yaklaşımla ilerliyor. Delil bulunmadan suçlar icat ediliyor. Önce tutuklanıyor, sonra suç icat ediliyor. Zorla kurulan senaryolarla yıllarca insanların ayaklarına el konuluyor. Kobani kumpas davası ve Gezi kumpas davasında olduğu gibi… Alt mahkeme, en üst mahkemeyi tanımıyor. Kararını uygulamıyor. Yasa hukuku yok sayılıyor. Bu ve buna benzer daha nice akıl almaz olay ve olguları hep birlikte yaşıyor ve şahitlik ediyoruz. Memleket öyle değişmez. Memleket öyle değişmiyor. Bu biçimiyle memlekete yazık ediliyor. Türkiye’de hukukun posası çıkarıldıkça kimse kendini güvende hissetmiyor.

“İDDİANAMEDE, ‘CHP’DE GÜÇLENMEK İSTEDİLER’ DİYOR, BİZ DE ONU YAPIYORUZ İNŞALLAH HAKKIMIZDA DAVA AÇMAZLAR”

Yine siyasi saiklerle yazılmış bir iddianame ve dava ile karşı karşıyayız son günlerde. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan 3 bin 900 sayfalık ithamlarla dolu bir iddianame çıktı. Biz de arkadaşlarımızla beraber inceledik. İddianame değil adeta bir labirent. Bir nedensellik arıyorsunuz, nedensellik yok. İçine girdikçe kayboluyorsunuz. İddianame bir kapıya, bir doğruya çıkmıyor. Ne kadar okursan oku, tamam mesele buymuş diyemiyorsun. Çünkü iddianame parçalı, maskeli, kaygan ve sürekli yüzeyde kalan bir yorumlama çabası içeriyor. Neymiş? En önemli isnat edilen suçlardan bir ikisini sayacağım. ‘CHP’de güçlenmek istediler’ diyor. Bir siyasetçinin kendi içerisinde güçlenmek istemesinin neyi suç? Biz de onu yapıyoruz. İnşallah hakkımızda dava açmazlar. Yine durmuyor, diyor ki ‘Partisinin Cumhurbaşkanı adayı olmak istedi.’ Ya bundan doğal ne olabilir yani? Partisinin cumhurbaşkanı adayı olmak istemiş. Bunun nesi suç? İşte böyle bir iddianame ile karşı karşıyayız. Bu yetmiyor. Bir de bu iddianameye dayanarak kapatma davasına da bir gönderme yapıyor. Biz bu kapatma davalarını, bu yargı darbelerini yıllarca yaşadık. Birçok partimiz de kapatıldı. Emin olun bu bahsedilen kapatmaların ve bu benzer iddialar, iddianamelerin bu ülkeye hiçbir yararı yok ve bir yararı olmayacak. Onun en iyi kanıtı bu salon, bizler ve Türkiye’nin üçüncü zemini olan DEM Parti’sidir.

“AİHM VE AYM KARARLARI DA ASLINDA BİR AN ÖNCE UYGULANMALI”

AİHM kararı verilmiş. AYM kararı verilmiş. Bunlar uygulanmayarak bu hukuksuzluk giderek büyütülüyor. Aynı üç defa Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Kobani kumpas davasında yer alan arkadaşlarımızın cezaevinde kalmaması gerektiği yönünde bir karar verilmiş. AYM kime diyor onu da bilmiyorum. Niye biz burada defalarca dile getiriyoruz da yargı bunu üstüne almıyor? Onu da anlamak da güçlük çekiyorum. AYM’nin kararlarını zaten hiçe sağıyorlar. Dolayısıyla AİHM ve AYM kararları da aslında bir an önce uygulanmalıdır.

Bunun dışında bu cezaevi gözlem kurulları var. Öyle garip kararlar veriyorlar ki aslında devletin aklıyla, fikriyle alay ediyorlar ama kendileri kendilerinin alaylılık olduklarını sanırım farkında değiller. Bir tane arkadaşa şeyi soruyorlar. ‘Eşini mi seviyorsun, örgütünü mü’ diye soruyor Şimdi ne desin? ‘Eşimi seviyorum’ desen oradaki siyasiler nasıl örgüt sevmezsin diyecek. ‘Örgütümü seviyorum’ desen eşi ile arası bozulur. İkisini seviyorum desen zaten orada kaldı artık. Çıkma şansı yok. İnanmıyorsunuz bunlara değil mi? Emin olun arkadaşlar daha absürt şeyler var.

BAKIRHAN’DAN SÜRECE YÖNELİK ADIMLARA İLİŞKİN MADDELER…

Toplumsallaşması, büyümesi ve ezilmesi için atılması gereken kimi adımları sizlere de paylaşacağım. Birincisi ‘Geçiş Dönemi Yasası’çıkarılmalı ve demokratik entegrasyon sağlanmalıdır. Her kalıcı barış hukuk zemininde kurulmuştur. Bizde de öyle olmalı. Hukuk olmayan barış olur mu? Dünyada yok. Silahların sustu ama hukukun konuşmadığı yerde belirsizlikler büyür. Güvensizlik yayılır. Siyaset küçülür. Umut erozyona uğrar. Bundan ötürü sürecin geçiş dönemi yasası ile güvence altına alınması gerekir.

İkincisi kayyımların tamamen kaldırılması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesidir. Sandığa saygıyla demokrasi büyür. Son dönemlerde önceleri de var ama sanda saygının olmadığını hep beraber gördük. Halk oyunu kullanır. Belediye başkanını seçer ama bir sabah uyanır. Seçilmiş gitmiş ya da tutuklanmış yerine bir atanmış gelmiş. Seçilmiş irade gasbedildiğinde toplumsal barış darbelenir. Kayyım uygulaması kaldırıldığında ise halk kendi iradesine sahip çıkar ve toplumsal barış umudu büyür. Kayyımlar gitmeli. Belediye başkanları görevlerine dönmeli. Kayyım yasası acilen kaldırılmalıdır. Türkiye demokrasisinin kayyım yasasının kaldırılmasının daha fazlasına ihtiyacı olduğunu da biliyoruz. Yerellik demokrasiyi üretir. Merkeziyetçilik otoriterizmi üretir.

“BARIŞ AKADEMİSYENLERİ VE HUKUKSUZCA İHRAÇ EDİLEN KHK’LILARA GÖREVLERİ İADE EDİLSİN”

Üçüncüsü İdari Gözlem Kurulu’nun kapatılması ve hasta tutsakların bırakılmasıdır. Bugün Türkiye’de cezaevlerinde İdare Gözlem Kurulu adı altında tutuklulara zulüm yapılan bir şey icat etmişler. Bu mekanizma hukukun üstüne kurulmuş bir gölge iktidar gibi adeta devam ediyor. Cezası bitmiş bir insan iyi hal değerlendirmesi bahanesi ile belirsiz bir esaret sürecine mahkum ediliyor. Yasa yok. Ölçüt yok. Öngörülebilirlik hiç yok.

Dördüncüsü, Barış Akademisyenlerinin ve hukuksuzca ihraç edilen KHK’lıların iadesidir. 2016’da ‘Bu suça ortak olmayacağız’ diyen akademisyenler bugün konuştuğumuz aslında barışı savundular. Bu diyaloğu müzakere sürecini savundular. ‘Masa kurulsun’ dediler. Barış istediler, ‘Masa kurulsun’ dediler diye üniversitelerinden atıldılar. Hayatları karartıldı. Meslekleri ellerinden alındı. Hatta intihar edenler oldu. Barış çağrısı yapmak suç değil. Aksine asıl suç barışa karşı çıkmaktır. Asıl suç barış diyenleri yargılamaktır. Barış akademisyenleri derhal görevlerine iade edilmelidir. Bunun için yasaya gerek yok. Sadece idari yargının vermiş olduğu kararları uygulamak yeterlidir.

“TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KOMPLE ORTADAN KALDIRILMALIDIR”

Beşincisi adalet reformudur. Muhtemelen her birimizin kendi hanemizde, evimizde, akrabalarımızda yaşadığımız bir mesele. TCK, CMK, İnfaz Kanunu değişmeli. Terörle Mücadele Kanunu komple ortadan kaldırılmalıdır. Düşünce suç olmamalı. Basın özgür olmalı. İfade özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Yani insanlar düşüncelerini ifade etmekten korkuyorlar. Bu bir iktidarın ayıbıdır. Adalet seçici olamaz. Adalet zengin, fakir, güçlü, güçsüz ihtar, marifet ayrımı yapmamalıdır. Bu soruları da kendisine sordurtmamalıdır. Cezada adalet, infazda eşitlik sağlanmalıdır. Toplum vicdanını yaralayan ve yüz kızartıcı suçlar dışında cezaevleri boşaltılmalıdır.

“GEÇİŞ YASASI NETLEŞTİRİLMELİ, ÖZGÜRLÜK YASALARI TARİF EDİLMELİ, İÇİŞLERİ KOMİSYONU’NA HAREKETE GEÇİRİLMELİDİR”

Son olarak bugün Meclis Komisyonu önemli bir toplantı gerçekleştirecek. Meclis Komisyonu barışın gereklerinin tümünü tabii ki yapamaz. Görev alanları belli ama barışa giden yolu adaletle, hukukla, demokrasi ile döşebilir. Her bir komisyon üyesinin bir çözüm hakkına, bir çözüm vicdanına sahip olduğuna inanıyorum. Elbette ki önemli işler yapılırken kimi ithamlar, eleştiriler olabilir ama 100 yıllık tarihi bir meseleyi çözdüğümüz için kimi eleştirileri de bence kaldırmalıyız, katlanmalıyız çünkü barış sağlandığında 86 milyon insan yıllarca bizlere dua edecekler. Komisyon artık uzatmadan bir an önce İmralı’ya gitme konusunda bir cesurca bir karar almalıdır. Geçiş yasası netleştirilmeli, özgürlük yasaları tarif edilmeli, İçişleri Komisyonu’na harekete geçirilmelidir. Bu komisyonun bunu başaracağına inanıyorum çünkü Komisyon tarihin doğru yerinde duruyor. İnanıyoruz ki her bir komisyon üyesi yarın milyonların duasını alacağı bilinciyle hareket edecektir. Bu tarihi sorumluluk komisyonun omuzlarında ve biliyoruz ki bu sorumluluğu bu komisyon layıkıyla taşıyacaktır.

“İMRALI’YA GİTMEYİ BİR SİYASİ UYUŞMAZLIK ODAĞI HALİNE GETİRMEMEK, TABUYA ÇEVİRMEMEK DOĞRU BİR TUTUM OLACAKTIR”

Bugün bizden önce burada Sayın Devlet Bahçeli grup yaptığı grup konuşmasını dinledik. Çok önemli şeyler söyledi. Sayın Bahçeli’nin biraz önce bu salonda komisyonun bir an önce çözümün asıl muhatabı Sayın Öcalan’la görüşmesine dair ifade ettikleri son derece önemli ve takdire şayandır. Komisyon gitmiyorsa ben giderim demesi tarihi bir sorumluluk alma cesaretini göstermektir. Biz her zaman diyaloğun ve yüz yüze görüşmenin ve sorunların masada konuşulmasının yanında olduk. Bunu savunduk. Sayın Bahçeli’nin ‘Üç maymunu oynamaktan vazgeçelim’ çağrısı son derece isabetlidir. Sayın Bahçeli’nin süreci zamana yayan ve erteleyen tutumlara karşı süreci korumak ve sürecin enfekte olmasını engellemek için yaptığı bu çıkışın gereği bir an önce yapılmalıdır. Meclis Komisyonu’nun artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmesi gerekmektedir. İmralı’ya gitmeyi bir siyasi uyuşmazlık odağı haline getirmemek, tabuya çevirmemek doğru bir tutum olacaktır. 100 yıllık bir meselenin tanımı ve çözümü konusunda biraz ciddi olmak gerekiyor. Herkes bilsin ki kararsız olanların ve ayak direyenlerin kaybedeceği kararlı olanların kazanacağı bir sonra hep birlikte göreceğiz. Biz DEM Parti olarak başından beri söylüyoruz. Bu sorun çözülmeli ve barış inşa edilmelidir.”

 

Bakırhan’dan Bahçeli’nin İmralı çağrısına destek
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

EGEPRESS ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin