İklim Ağı*, Türkiye’nin NDC hedefini güçlendirerek, fosil yakıtlardan çıkışı planlarken adil geçiş mekanizması oluşturarak ve karasal ve denizel ekosistemler için güçlü bir koruma paketi ortaya koyarak uluslararası iklim diplomasisinde konumunu güçlendirebileceğini söylüyor.
YAZI: Bulut BAGATIR
Önümüzde 2 haftalık bir müzakere süreci var. BM’nin raporları 30 Eylül’e kadar sunulan yaklaşık 60 yeni NDC’nin ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak adına yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Zirvenin gündemi de oldukça yoğun. NDC’lerden finansmana, Küresel Uyum Hedefleri’nden, adil geçişe kadar birçok konuda ilerleme sağlanması gerekiyor. Nasıl bir COP bizi bekliyor?
COP30, Paris Anlaşması’nın uygulanmasını hızlandırmaya odaklanıyor. Bu yıl, taraf ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında güçlendirilmiş ulusal katkılarını (NDC 3.0) sunması gereken yıl. Bu çerçevede özellikle, 2030 hedeflerini yükseltmeleri ve 2035 yılına yönelik güncellenmiş iklim hedeflerini açıklamaları bekleniyor.
Birleşmiş Milletler’in son NDC Sentez Raporu, mevcut planlar tam uygulansa bile 2035’te küresel emisyonların 2019 seviyesinin yalnızca %19–24 altına inebildiğini gösteriyor. Oysa gezegenimiz için kritik eşik olan küresel ısınmanın 1,5 derecede sınırlandırılabilmesi için küresel ölçekte yaklaşık %60 azaltım gerekiyor. Bu büyük fark, COP30’da iklim hedeflerinin güçlendirilmesi için yeni adımlar atılması gereğine işaret ediyor.
İkinci bir önemli gündem başlığı ise fosil yakıtlardan çıkış. Küresel emisyonların yaklaşık %76’sı enerji kaynaklı. Bu nedenle COP30 Eylem Gündemi enerji dönüşümüne özel vurgu yapıyor. Bu çerçevede Birleşik Arap Emirlikleri Uzlaşısı’ndan da hareketle aşağıdaki üç unsur öne çıkıyor.
- Yenilenebilir enerjiyi üçe katlamak
- Enerji verimliliğini ikiye katlamak
- Fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir çıkış planlamak
NDC 3.0 taraf ülkelerin bu bağlamda kararlılıklarını ortaya koymaları ve net planlar ortaya koymaları için bir fırsat teşkil ediyor. Bir diğer önemli konu ormansızlaşmanın durdurulması ve ekosistemlerin korunması. COP’un Amazon bölgesinde gerçekleşecek olması bu konuyu küresel gündemin merkezine taşıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Progamı’nın Emisyon Açığı 2025 raporu verilerine göre 2024 yılında Küresel emisyonlar bir önceki yıla göre %2,3 arttı. Bu artışın %53’ü, arazi kullanımı ve ormansızlaşmadan (AKAKDO) kaynaklandı. Tek başına AKAKDO kaynaklı CO₂ emisyonlarındaki artışın oranı ise %21.
Yukarıdaki tablo, ormansızlaşmanın küresel iklim krizini hızlandıran başlıca unsurlardan biri olduğunu gösteriyor. Bu çerçevede, taraf ülkelerin ormansızlaşmayı durdurmaya ve ekosistemleri korumaya yönelik güçlü taahhütler vermeleri önem taşıyor.
Türkiye’de bazı ölçümlere göre ormanlık alan miktarı artıyor gibi görünse de ormanların karbon tutma kapasitesi son 8 yılda neredeyse yarıya düştü. Bunun nedeni ormanlar başta olmak üzere doğal ekosistemler üzerinde ciddi bir baskı olması. 2018 yılında Orman Kanunu’na eklenen EK 16. Madde orman alanlarının geniş kapsamlı ve sınırsızca orman dışına çıkarılmasını mümkün kılarak orman tahribatını olağanüstü ölçüde artırmıştı. Temmuz ayında kabul edilen ve kamuoyunda “maden yasası” olarak bilinen torba yasa düzenlemesi ise zeytinlikler, milli parklar, sit alanları ve meralar dâhil hassas ekosistemler için koruma mekanizmalarını zayıflatıyor. “Süper izin” yaklaşımı ile orman alanlarında maden açılması için onay yetkisi bütünüyle Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne verilirken, aynı faaliyet için korunan alanların tamamında ilgili kurumun görüş verme süresi ve yetkisi daraltılıyor. Diğer yandan, halihazırda katılımcı ve tarafsız işlemeyen çevresel etki değerlendirme mevzuatının istisna kapsamı da genişletiliyor. Tablo, sadece bu yönden bakıldığında bile Türkiye’nin yanlış yönde olduğuna işaret ediyor.
Türkiye de Eylül ayında yeni NDC’sini açıklayan ülkeler arasında yer aldı ancak artıştan azaltım yönteminden vazgeçmedi ve emisyonlarını azaltmak yerine artırmayı tercih etti. Yanı sıra hâlâ daha fosil yakıtlardan çıkış için adım atmadı. COP’un yoğun gündemi ve Türkiye’nin mevcut iklim politikaları göz önüne alındığında COP’ta nasıl bir pozisyon alacağını düşünüyorsunuz?
Türkiye iklim hedefini ilk olarak 24 Eylül’de gerçekleşen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu İklim Haftasında açıkladı. 9 Kasım günü de resmi olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryasına sundu. Söz konusu hedef: 2035 yılında emisyonların 643 milyon ton CO2e düzeyinde sınırlanmasını öngörüyor. Bu fiili olarak 2023’e göre %16’lık bir artış anlamına geliyor.
Türkiye’nin mevcut emisyon trendinin bile üzerinde bir artış öngören bu senaryo, 1,5 derece eşiğiyle uyumlu değil. Dahası, 2035’e kadar emisyonları artıran bir ülkenin 2053’e kadar net sıfıra ulaşabilmesi için yıllık %10’un üzerinde azaltım yapması gerekir. Bu, bilimsel ve ekonomik olarak gerçekçi görünmüyor. En kritik nokta ise şu: Türkiye’nin iklim hedefinde fosil yakıtlardan çıkışa dair hiçbir öngörü yok.
COP29’da “zaman içinde fosil yakıtlardan çıkacağımız” yönündeki beyanlardan sonra somut bir politika üretilmedi. Türkiye’nin elektrik üretiminin %55’i hâlâ fosil yakıtlara dayanıyor. En kirli fosil yakıt olan kömür tek başına %35,6’lık bir paya sahipken mevcut santralların devreden çıkarılması bir yana yeni yatırımlar planlanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Eylül ayında kömür santrallarına 2030’a kadar 75 USD/MWh alım garantisi verileceğini açıkladı. Bu kapsamda yeni kömürlü santralların 2045 yılına kadar destekleneceği duyuruldu. Bu politikalar, net sıfır vizyonuyla uyumlu olmadığı gibi yenilenebilir enerji kapasitesinin artışını da sınırlayabilir.
COP31’i yarışını Türkiye’nin kazandığı bir senaryoda, önümüzdeki sene iklim politikalarında, örneğin kömürden çıkış tarihi verme gibi daha güçlü adımlar beklemeli miyiz?
COP30, Türkiye’nin iklim politikalarının küresel çerçeveyle uyumunu gözden geçirmek için önemli bir fırsat sunuyor. Dünyada en fazla emisyona neden olan ilk 15 ülkeden biri ve bir G20 üyesi olan Türkiye COP31 başkanlığı ve ev sahipliği için adaylığında kararlı. Bu bağlamda Türkiye’nin uluslararası iklim diplomasisindeki konumunu güçlendirmesi için iklim hedeflerinde iddiayı artırması ve bütünsel politikalar ortaya koyması gerekiyor. COP30 gündeminden de hareketle atılması beklenebilecek öncelikli adımlar:
- NDC hedeflerini güçlendirmek,
- Fosil yakıtlardan çıkış planlamak ve bu süreçte kırılgan grupları koruyacak bir adil geçiş mekanizması oluşturmak,
- Ormanlar da dahil olmak üzere karasal ve denizel ekosistemler için güçlü bir koruma paketi oluşturmak
Bu adımlar yalnızca Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefinin inandırıcılığını değil, aynı zamanda COP31 adaylığına yönelik uluslararası güveni de güçlendirecektir.
İklim Ağı*:
Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, iklim krizi ile mücadelede iklim adaletinden hareketle küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme kıyasla 1,5 derece ile sınırlandırılması için çalışır. Bu çerçevede, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim krizinin etkilerine karşı uyum tedbirlerinin geliştirilmesi için bilime dayalı gerçekçi hedeflerin ve ulusal politikaların geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlar.
İklim Ağı üyeleri:
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
CAN Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı)
ClientEarth
Doğa Derneği
Greenpeace Türkiye
Hukuk Doğa ve Toplum Vakfı (HUDOTO)
İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (İDPAD)
İklim için 350 Derneği (350 Türkiye)
Mekanda Adalet Derneği (MAD)
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA)
Temiz Hava Hakkı Derneği (THHD)
Türetim Ekonomisi Derneği
TEMA, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)
Yeşil Düşünce Derneği (YDD)