Çocukluk dönemi aşılarının reddi toplum sağlığını tehdit ediyor

EGE PRESS 1 Haziran 2026
Çocukluk dönemi aşılarının reddedilmesinin yalnızca çocukların bireysel sağlığını değil, toplum sağlığını da ciddi şekilde tehdit ettiği, velayet hakkının ise mutlak ve sınırsız olmadığı vurgulandı.

İstanbul Tabip Odası (İTO) Çocuk Hakları Komisyonu ile İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi ve Sağlık Hukuku Merkezi'nin ortaklaşa düzenlediği panelin ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, aşı reddinin kamu sağlığı açısından taşıdığı risklere dikkat çekildi. Panel sonucunda hazırlanan ortak bildirgede, çocukluk dönemi aşılarının çocuğun üstün yararı ilkesinin ayrılmaz bir parçası olduğu, devletin çocukların önlenebilir hastalıklardan korunması konusunda pozitif yükümlülüğe sahip bulunduğu belirtildi.

'AŞILAMA POLİTİKALARI BİREYSEL TERCİH EKSENİNDE DEĞERLENDİRİLEMEZ'

İstanbul Tabip Odası tarafından yapılan açıklamada, 9 Mayıs'ta İstanbul Barosu yerleşkesinde gerçekleştirilen “Çocuk Hakları Perspektifinden Aşı Reddi: Hukuki ve Tıbbi Boyut” başlıklı panelin sonuç bildirgesi paylaşıldı. Açıklamada, çocukluk dönemi aşı uygulamalarının, çocuğun üstün yararı ilkesinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.

Panel kapsamında yapılan değerlendirmelerde, çocukluk dönemi aşılarının çocukların yaşama hakkı, sağlıklı gelişim hakkı ve en yüksek sağlık standardına erişim hakkının ayrılmaz bir unsuru olduğu ifade edildi. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesinde düzenlenen “çocuğun üstün yararı” ilkesi doğrultusunda, çocukların önlenebilir hastalıklara karşı bağışıklanmasının devletler bakımından temel bir yükümlülük olduğu kaydedildi.

Ortak oturumlarda vurgulanan bir diğer husus ise ebeveynlerin velayet hakkının mutlak ve sınırsız bir yetki olmadığı yönünde oldu. Anne ve babaların çocuk adına sağlık kararları alma yetkisi bulunmakla birlikte, bu yetkinin çocuğun üstün yararına aykırı biçimde kullanılamayacağı belirtildi. Bilimsel temelden yoksun gerekçelerle çocukluk dönemi aşılarının reddedilmesinin, yalnızca çocuğun bireysel sağlığını değil, toplum sağlığını da tehdit eden sonuçlar doğurduğu aktarıldı.

Etik açıdan otonomi, zarar vermeme, yarar sağlama, adalet ve toplumsal dayanışma ilkeleri çerçevesinde ele alınan konuya ilişkin, özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerin, kronik hastaların ve tıbbi nedenlerle aşı olamayan çocukların korunması bakımından toplumsal bağışıklığın hayati önem taşıdığı ifade edildi. Bu kapsamda aşılama politikalarının yalnızca bireysel tercih ekseninde değerlendirilemeyeceği, kamusal sorumluluk boyutunun da dikkate alınması gerektiği vurgulandı.

BİLDİRGEDE TALEP EDİLEN DÜZENLEMELER

Panel sonucunda hazırlanan bildirgede şu maddeler sıralandı:

  • Çocukluk dönemi aşılarının, çocuğun üstün yararı ilkesinin ayrılmaz bir parçası olduğu,

  • Devletin, çocukların önlenebilir hastalıklardan korunması konusunda pozitif yükümlülüğe sahip bulunduğu,

  • Aşı reddi meselesinin yalnızca bireysel özgürlük kapsamında değerlendirilemeyeceği; toplum sağlığı ve sosyal dayanışma ilkeleri bakımından da ele alınması gerektiği,

  • Türk hukukunda çocukluk dönemi aşılarına ilişkin açık, erişilebilir ve öngörülebilir bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu,

  • Hazırlanacak özel bir "Aşı Kanunu" ile zorunlu aşıların kapsamı, istisna halleri, ebeveyn itiraz mekanizmaları, devletin sorumluluğu ve tazmin süreçlerinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesi gerektiği,

  • Çocuk hakları eksenli, bilimsel verilere dayalı ve insan hakları odaklı sağlık politikalarının geliştirilmesinin zorunlu olduğu.

İstanbul Tabip Odası ile İstanbul Barosu'nun ortaklaşa yayımladığı metin, şu saptamayla sona erdi:

"Netice itibarıyla; çocukluk dönemi aşıları, yalnızca bireysel tıbbi müdahale niteliği taşımamakta; çocukların yaşam hakkının, toplum sağlığının ve sosyal dayanışma ilkesinin korunması bakımından anayasal ve uluslararası hukuk boyutu bulunan bir kamusal sorumluluk alanı oluşturmaktadır. Bu nedenle hukuk düzeninin, çocuğun üstün yararı ilkesini merkeze alan, bilimsel verilerle desteklenen ve temel haklar arasında ölçülülük esasına dayalı bir yaklaşım geliştirmesi gerektiği değerlendirilmiştir."