Balıkesir'de altın ve gümüş madeni projesine karşı açılan davaların keşfi yapıldı

EGE PRESS 11 Haziran 2026
Balıkesir’in Balya ilçesinde yapılması planlanan altın ve gümüş madeni projesine verilen "ÇED Olumlu" kararının iptali istemiyle açılan iki davanın birleştirilen keşif ve bilirkişi incelemesi bölgede gerçekleştirildi. Keşif sırasında davacı taraflar, maden şirketinin varlığını kabul etmediğini belirttikleri bir sit alanında antik döneme ait tuğla buldu.

Haber: Atilla Yoğurtçu

Balıkesir’in Balya ilçesine bağlı Karlık ve Söbücealan mahalleleri sınırları içinde, Limak Holding’e ait Altınordu Madencilik A.Ş. tarafından hayata geçirilmek istenen "Altın-Gümüş Madeni" projesine karşı açılan davalarda kritik bir viraj dönüldü. Projeye verilen “ÇED Olumlu” kararının iptali amacıyla açılan iki ayrı dava kapsamında, Balıkesir 2. İdare Mahkemesi heyeti ve uzman bilirkişiler bölgede yerinde inceleme ve keşif gerçekleştirdi. Keşif sırasında, maden şirketinin varlığını inkâr ettiği antik sit alanında davacıların antik dönem tuğlası bulması keşfe damgasını vurdu.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Ayvalık Tabiat Derneği, Burhaniye Çevre Platformu Derneği, Balıkesir Çevre Platformu ve Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği üyelerinin açtığı dava ile TEMA Vakfı’nın ayrıca açtığı davanın keşfi mahkemece birleştirilerek birlikte yapıldı. Balıkesir 2. İdare Mahkemesi hâkimi, keşif sürecini davacı çevre örgütleri ve vatandaşların beyanlarını alarak başlattı. Tüm davacılar ÇED Raporu’nu ve projeyi ciddi bir eleştiri yağmuruna tutarak ayrı ayrı beyanlarını sundu ve ÇED Olumlu kararının iptalini talep etti. Öne çıkan eleştiriler şu şekilde sıralandı:

Proje kapsamında toplam 3 milyon ton cevher çıkarılması planlanırken, buna karşılık tam 18,6 milyon ton "ekonomik olmayan kayaç" (pasa/atık) açığa çıkacak. Çıkarılacak cevherin toplam kütleye oranı yalnızca %3,51 seviyesinde. Çok fazla atık çıkacağı için pasa alanı devasa boyutlara ulaşacak ve bu kadar atık çıkaran bir maden projesi bölgede tam bir ekolojik yıkım yaratacak. Madenin toplam ruhsat alanı 1.736 hektar gibi çok büyük bir genişliğe sahipken, ÇED alanı 276 hektar olarak gösterildi. ÇED alanı dışında hâlâ çok büyük bir alanın bulunması ve görünür rezerv alanının ÇED alanından daha büyük olması, şirketin ilerleyen süreçte kesinlikle kapasite artışına gideceğini kanıtlar nitelikte. Projede 1 açık ocak ve 2 yer altı galerisi planlandı. Açık ocakta ekonomik olmayan kayaç miktarının çok yüksek olmasına rağmen, sırf daha ekonomik olsun diye açık ocak yöntemi seçildi. Ekosistem yararından çok şirketin ekonomik yararı gözetildi.

Maden projesi yerleşim yerlerinin çok yakınına kurulmak isteniyor. Açık ocak işletmesi, Karlık köyü ÇED alanına yalnızca 120 metre mesafede. Üstelik Karlık, Söbücealan ve Yaylacık köylerinin tamamı ruhsat alanı sınırları içerisinde kalıyor. Bu durum köyleri yaşanmaz hale getirecek; şirket isterse tüm bu köyleri haritadan tamamen silebilir. Proje kapsamında zenginleştirme işlemi tank liçi yöntemiyle yapılacak ve bu işlem sırasında başta siyanür olmak üzere çok sayıda zehirli kimyasal kullanılacak. Sülfürik asit, hidroklorik asit ve sodyum hidroksit gibi kimyasallarla hava, su ve toprak zehirlenecek, çevre ve insan sağlığı ciddi tehdit altına gelecek. Ayrıca cevherde bulunan cıva yüzünden, kurutma sıcaklıklarında zehirli cıva gazı açığa çıkacak. Bu proje nedeniyle orman ve tarım alanları gibi hayati karbon yutak alanları yok edilecek, sera gazı salımları artacak ve proje iklim değişikliğinin daha da derinleşmesine neden olacak.

EKOLOJİK YIKIM VE SU KAYNAKLARI TEHDİDİ

Projenin arama (sondajlar) aşaması “ÇED kapsam dışı” tutulduğu için halkın süreçlerden haberi olmadı. Bu projede de halkın katılımı toplantısına köylülerin katılımı engellendi. Keşif öncesinde köyde karşılaşılan bazı köylüler de "Biz proje hakkında hiçbir şey bilmiyoruz" diyerek bu durumu teyit etti. Projede günde 1.971 metreküp su kullanılacak. Bu miktar, tam 10 bin kişilik bir nüfusun günlük kullanımına eşit. Gereken suyun yeraltı kuyularından karşılanacak olması bölgede kuraklık ve susuzluğa yol açacak.

Ayrıca projede asit maden drenajı oluşma olasılığı da çok yüksek. ÇED alanın arazi dağılımı doğa katliamının boyutunu gözler önüne seriyor: Alanın %83’ü orman, %14’ü ise tarım alanı. Toplamda %97'lik bu yeşil alan tamamen yok edilecek. Raporda 19 bin ağaç kesileceği belirtilmiş olsa da, bu kadar büyük bir alanda çok daha fazla ağacın kesileceği aşikâr. Bölgedeki ekonomik değeri yüksek fıstık çamları, başka maden projelerinde (Sındırgı Zenit Madencilik gibi) ÇED alanı dışına çıkartılmasına rağmen bu projede katliama dahil edildi.

Proje, Manyas Gölü’nü besleyen derelerin su toplama havzasında yer alıyor. Başta Manyas Gölü olmak üzere; Kayalar, Gökmusa, Armutalan, Ilıca, Şamlı ve Tatlıpınar göletleri büyük bir tehdit altında. Tarım arazileri bu sularla sulandığı için tüm tarım alanları risk altına gelecek. Karlık köyü su kuyusu proje alanına çok yakın olduğundan, susuzlaştırma sonrası su derinliği artarsa kuyu susuz kalacak ve köy susuzluğa mahkum edilecek. Atık depolama tesisi ise Gicikli Vadisi’nde yapılacak ve Ilıca köyü ile yerleşim yerlerine çok yakın konumlandırılmış durumda. Rapordaki hava modelleme bölümünde ciddi eksik ve kusurlar bulunuyor; veriler bölgeyi yansıtmayan İstanbul İstasyonu’ndan alınmış. Ayrıca şantiye alanının ÇED alanı dışında bırakılması, ÇED bütünlüğünün parçalanması anlamına geliyor ve ÇED mantığına tamamen aykırı. Flora ve fauna için gözlem süreleri de son derece yetersiz tutulmuş. Civardaki enerji ve madencilik projelerinin ortak etkisini hesaba katan kümülatif etki değerlendirmesi yetersiz yapılmış, sadece isimleri sayılmakla yetinilmiş. Halen uygulanmakta olan madencilik politikaları kabul edilemez durumdadır. Çanakkale’de dağlarımız, ormanlarımız düşman işgaline karşı direnilerek savunulmuşken, dağlarımızın şirketler tarafından işgal edilmesi kabul edilemez. MAPEG’in 317 sayılı son maden ihalesinde Balıkesir’de 39 ruhsat alanı satılmış bulunmaktadır. Bu projede kamu yararı yoktur, sadece şirket yararı vardır.

ŞİRKET AVUKATLARI REDDETTİ, MUHTARLAR ŞAŞIRTTI

Davacıların bu kapsamlı beyanlarının ardından söz alan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı avukatı ile müdahil şirket avukatı iddiaları kabul etmeyerek davanın reddini talep ettiler. Bu sırada Karlık ve Söbücealan köyleri muhtarları da söz alarak şaşırtıcı bir tutum sergiledi. Muhtarlar, "Biz vatanseveriz, ülkemizin çıkarını savunuyoruz, bu maden ülkemizin yararınadır, çıkarılmasına razıyız. Bizim de Çevre Derneğimiz var, çevreci arkadaşları anlıyoruz ama ülke yararı daha önemlidir" dediler. Muhtarların köylerinin, köylülerinin ve doğanın yararını düşünmek yerine nasıl da şirket yanlısı hale getirildiklerini görmek davacı çevre örgütleri adına üzücü bir tablo oluşturdu.

OLMAYAN KENTTE ANTİK TUĞLA SÜPRİZİ

ÇED alanına yalnızca 1.300 metre mesafede “Söbücealan Yerleşimi ve nekropolü” adlı 1. derece sit alanında da incelemeler yapıldı. Henüz bir kurtarma kazısı yapılmadığı için sınırları tam olarak bilinmeyen bu tarihi ve kültürel değerlerin yok edilmemesi için incelenmesi talep edildi. ÇED alanı içerisinde üç ayrı noktada drone uçurularak alanın kaydı alındı ve şantiye alanının koordinatları kaydedildi. Davacıların sit alanını görme talebine şirketin “Böyle bir alan yok, olmayan kenti mi göreceğiz?” diyerek kaçınmasına rağmen, davacıların ısrarı üzerine hâkim ve bilirkişi heyeti sit alanının koordinatlarını isteyerek bölgeye gitti.

Hiçbir kurtarma kazısı yapılmadığı anlaşılan alanda incelemeler tamamlanıp ayrılınırken, davacıların yerde antik dönem tuğlası bulması büyük bir heyecan yarattı. Tuğla hemen arkeolog bilirkişisine ve hâkime gösterildi ancak bilirkişi tuğlayı kayıt altına almadı ve "Nekropol için taş/kaya olması gerekir, bu bir anlama gelmez" dedi. Kendisine alanın yalnız nekropol değil, aynı zamanda yerleşim yeri olarak tescil edilmiş olduğu net bir şekilde hatırlatıldı. Keşif ve bilirkişi incelemesi tutanağı taraflarca imzalanarak keşif tamamlandı.

ÇED ve Ruhsat alanı içerisinde kalan muhteşem meşeler, fıstık çamları, sarı kantaronlar, laden çiçekleri, çalılar, akan dereler ve öten kuşlar adeta “bize dokunmayın” diye çığlık atmakta idi. Bilirkişilerin bu eşsiz doğaya kıymayacaklarını umuyor, doğadan, haktan, halktan yana, objektif ve bilimsel bir rapor düzenlemelerini ve mahkemenin de bir an önce yürütmeyi durdurma kararı vermesini bekliyoruz. Mücadelemiz sürecek.